Bağımsız basın

Aksakal: “Suni engellerin tamamı sistemden kaldırılmalı toplumun tümü mecliste temsil edilebilmelidir”

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, gerçekleştirdiği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendirdi. Aksakal, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Her toplantımızın başında pandeminin bireysel ve toplumsal etkilerinin bertaraf edilmesinin tek yolunun zaman geçirmeden aşılanmak olduğunu ısrarla, bıkmadan hatırlatmaya devam edeceğimizi söylüyorum. Dolayısıyla bir kez daha “haydi, herkes aşıya!” diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Tabii bu arada aşı karşıtı kesimlerin toplu eylemlerine de tanık oluyoruz -ki bunların büyük çoğunluğu okumuş yazmış eğitimli bireyler- bunların öne sürdükleri mantık ve bilimsel dayanaktan mahrum, mesnetsiz gerekçelerin de boşa çıkarılabilmesi önemlidir. Yani faz-3 çalışmaları tamamlanan yerli aşı Turkovac’a Dünya Sağlık Örgütünce acil kullanım onayı verilmesine ilişkin süreç hızlı bir şekilde yürütülmelidir.

Aksi takdirde her geçen gün artan vaka ve vefat sayıları önümüzdeki kış mevsiminin kabus dolu günlere gebe olacağına delalet edecektir.

Aşılanma konusundaki sorunların elbette sadece aşı olmakla da bittiği söylenemez.

Zira insanlara zorla Biontech aşısı dayatması yapan uluslararası sisteme karşı da bir duruşun ortaya konulması mecburiyeti vardır.

Bilindiği gibi bir salgın hastalığın “pandemi” olarak nitelendirilmesi hususu Dünya Sağlık Örgütü’nün kararına bağlıdır. Nitekim Covid-19 salgını da 2020 yılının Mart ayında DSÖ tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir.

Peşi sıra gelen aşı çalışmalarında ilk olarak Çin’in ürettiği Sinovac (inaktif aşı) yine DSÖ tarafından acil kullanım izni onaylanarak insanların kullanımına sunulmuştur.

Bugün İngiltere Türkiye’yi kırmızı listeden çıkarmış ise de sadece Biontech aşısı olanların, bu aşıyı da Türkiye’de değil AB ülkelerinde yaptıranların ülkeye girmesine izin vermektedir.

Bu uygulama geçtiğimiz hafta söylediğim gibi Türkiye Cumhuriyet devletini “sahtecilikle (!)” itham etmek demektir ki bunu şiddetle reddetmeliyiz ve diplomatik sorun haline getirmeliyiz.

Sağlık Bakanlığı’nın ve Dışişleri Bakanlığı’nın bir haftadır bu konuda en ufak bir itirazına şahit olamadık.

O zaman yarın kendi yerli aşımızı tercih eden yurttaşlarımız İngiltere’ye kısıtlama koşullarında mı seyahat edecek?

Bunu kabullenmemiz mümkün değildir, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere ilgili Bakanları buradan göreve davet ediyorum.

Demokratik Sol Parti için KKTC’nin ve kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ne denli önemli olduğunu anlatmaya gerek bile duymuyorum. Çünkü, “DSP” denildiğinde Ecevit, “Ecevit” denildiğinde Kıbrıs ilk akla gelen kavramlardır.

08 Mart 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapmış olduğum ziyaret sırasında önce Dr. Fazıl Küçük ve “Toros” Rauf Denktaş’ın kabirlerini ziyaret etmiştim.

O gün, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) anıtına çelenk sunumu da yaptığımız alanda bulunan Denktaş’ın anıt mezarının ve çevre düzenlemesinin

henüz tamamlanmadığını görmekten dolayı büyük üzüntü duyduğumu da belirtmek isterim.

Ancak bugün itibariyle de henüz bir ilerleme kaydedilmediği yönünde olumsuz bilgiler bize ulaşıyor.

Gerçekten üzücü bir durumdur bu. Bir milletin varoluş simgesi olmuş bir liderin, devlet adamının manevi şahsına karşı kayıtsızlık, o milletin karşısındaki hasımlarına ve düşmanlarına idealleri noktasında cüret ve cesaret vereceği tartışılmaz bir gerçektir.

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar ve Başbakan Sayın Ersan Saner’in bu konuda gerekli hassasiyeti gösterme iradesine sahip olduklarına inanıyorum.

Aynı hassasiyeti bugün itibariyle iki ayrı devlet anlayışı kapsamında egemen eşitlik temelinde bağımsız bir Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne inanmış olan Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın da göstermesi, KKTC Cumhurbaşkanlığı Sarayı inşaatından evvel Rauf Denktaş’ın Anıt Mezarının ve çevre düzenlemesinin tamamlanmasını sağlaması gerekir.

Bildiğiniz gibi Türkiye olarak dünya siyasetini dizayn eden küresel güçlerin doğrudan ilgi alanı içinde olduğumuz konusunda herhangi bir tereddüt yoktur.

Üzerinde yer aldığımız coğrafyanın binlerce yıllık geçmişinde nice medeniyetlerin kurulup yıkıldığı gerçeğinden hareketle bunu doğal karşıladığımızı da belirtmeliyim.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın önceki hafta katıldığı BM 76. Genel Kurulu toplantısında yapmış olduğu konuşma ve ardından Amerikan CBS televizyonuna verdiği röportajın içeriğinin, yirmi yıl önce Türkiye’ye yaşatılan siyasi kaosun başlangıç dönemine dair benzer özellikler taşıdığına işaret etmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanının, önceki dönemlerde görevdeki ABD Başkanlarıyla kıyaslayarak “Biden’la iyi bir başlangıç yapamadık.” şeklindeki açıklaması bu öngörümüze ilişkin bir işaret fişeği niteliği taşımaktadır.

Diğer taraftan hemen akabinde dün gerçekleştirdiği Rusya ziyareti bu tavırların besleneceği bir gerekçe olacaktır.

Soçi Zirvesinde baş başa hangi konuların görüşüldüğü bugün itibariyle bizim açımızdan meçhul ise de yarın bunların içeriği ortaya çıktığında görüş ve değerlendirmelerimizi sizler aracılığıyla kamuoyu ile paylaşırız.

Ama biz biliyoruz ki, 2001 yılı ortalarında ABD’nin Irak’ı işgal etmek için Türkiye topraklarını kullanmak istemesi karşısında milliyetçi duruşunu ortaya koyan Ecevit’e nasıl bir strateji uyguladılarsa Amerika’daki televizyon kanalı NBC ile yapılan bu söyleşi içeriği eğer samimiyse aynı akıbetin yaşanacağı konusunda kâhin olmaya gerek yoktur.

“Eğer samimiyse” diye bir ön koşul sürmekteki kastım, DSP’nin parlamentodan uzaklaştırıldığı 03 Kasım 2002 seçimlerinden sonraki süreçte Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanlığı görevini üstlendiğini övünerek söyleyen bir siyaset adamının bugünkü duruşu noktasında öncelikle bu görevinden istifa ettiğini aynı kararlılıkla deklare etmesi gerektiğine olan inancımdandır.

Aksi halde Türk milletini, gerçekler ve anlatılacaklar karşısında ikna etmek mümkün olmayacaktır.

2002’de yaşananların doğrudan muhatabı olan ve bu uğurda liderinin yaşamına dahi kastedilecek boyutta saldırılara maruz kalan Demokratik Sol Parti olarak tarihi uyarımızı yapmak zorundayım.

Güney sınırımızın hemen yanı başında Suriye topraklarında yeni bir “Kürt Bölgesel Yönetimi” alanı yaratma girişimleri hız kesmeden devam ediyor.

Terör örgütü YPG’nin elebaşlarının Pentagon’da ağırlandıklarına dair bilgiler hafızalarımızdaki tazeliğini korurken, an itibariyle ABD eliyle her türlü silah ve mühimmat desteği de artarak devam ediyor.

Hal böyleyken, Türkiye’nin güvenliğinin, komşularının toprak bütünlüğünden geçtiği bilinciyle hareket etmemizin önemi ve bunun şart olduğu açıktır.

Suriye devleti ile diplomatik ilişkiler zaman geçirmeden kurulmalı, tarihsel dostlukların yeniden oluşturulması için öncülük yapılmalıdır.

Bu süreçte ABD’nin kendi planlarını sonuçlandırmak adına her türlü baskı unsurunu kullanacağı ve Türkiye’yi sıkıştıracağı konusunda bir tereddüt yoktur. Önemli olan iç siyasette karşılıklı çatışma taktiklerinden arınıp milliyetçi, vatansever duruşumuzu topyekûn gösterebilme irademizin ortaya konulmasıdır.

Buna en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçtiğimizi ayrıca belirtmek isterim.

Bu arada bir diğer konu ise, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara’ya göndereceği yeni Büyükelçi adayı ile ilgili tavrımızın şimdiden belirlenmesidir.

Zira, adı geçen diplomat Jeff Flake, Senato Dış İlişkiler Komitesinde katıldığı onay oturumunda Türkiye’ye sözde bazı uyarılar yaptığına dair küstah açıklamasının yanında, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıdığını açıkça beyan etmiştir. Bu skandal açıklamanın sahibi sözde Büyükelçi adayı bizim açımızdan güvene lâyık değildir, ülkemize gönderilmesi halinde Cumhurbaşkanına sunacağı güven mektubu kabul edilmemelidir!

2023 seçimlerine gidilen süreçte her gün yeni gelişmeler, her gün yeni denklemler kamuoyunun gündemine getiriliyor. Yeni kurulan partiler, yeni ittifak senaryoları, mevcut ittifak yapılarındaki dalgalanmalar ve savrulmalar bu pilavın daha çok su kaldıracağına işaret ediyor.

PKK’nın terör örgütü olmadığına dair görüşlerinde ısrarlı duruşunu sürdüren bir siyasi partinin, yani HDP’nin yasalar kapsamında kurulmuş olsa da, Mecliste temsil ediliyor olsa da, varlığı tahtında legâl bir parti olsa da, bir takım yöneticileri eliyle pratikteki illegal tutumları sabit iken Türkiye’nin geleceğine ilişkin denklemlerde belirleyici unsur gibi değerlendirmeye alınması medyanın ve siyaset kurumunun en büyük ayıbıdır.

HDP hafta başında yaptığı deklârasyonla önümüzdeki süreçte yapılacak olan parlamento seçimlerinde herhangi bir ittifak arayışında olmayacaklarını ilan etmiştir.

Doğrusu, kendileriyle açık açık “aman bir ittifak kuralım” arayışında olan herhangi bir parti de henüz ortada görünmüyor. En azından biz DSP olarak böyle bir arayışta değiliz.

Fakat Cumhurbaşkanlığı seçimi kulvarında biraz önce değindiğim “illegal tutumlarını” öne çıkaran talepler çerçevesinde ve hatta kendi iradelerinin de yansıyacağı bir aday belirleme masasında yer almaları gerektiği şartını öne sürmekten de geri durmuyorlar.

Terörle ve terör örgütü PKK ile yollarının ayrıldığına dair inandırıcı bir tavır sergilemedikleri müddetçe, bunu sadece Türk milletine karşı değil, dünya kamuoyu nezdinde açık, net ve tatmin edici düzeyde beyan etmedikleri sürece hangi seçim kulvarında olursa olsun aleni veya örtülü kurumsal işbirliğine giren bir parti bizim gözümüzde terör destekçisidir, Atatürk’ün kurduğu vatanı ve milleti ile bölünmez bir bütün olarak tanımladığı demokratik, lâik Cumhuriyetin hasmıdır.

Ekonomide yaşanan gelişmeler üzerine değerlendirme yapmak gerekirse bunu üç kategoriye ayırabiliriz.

Birincisi ülke yönetiminde yer alan siyasi iradenin sunduğu veriler, ikincisi iktidar karşıtı siyasi yapıların görmek istediği veriler, üçüncüsü halkın bizatihi yaşadığı ve yüz yüze olduğu veriler.

Kim hangi veriyi sunarsa sunsun, kim neyi görmek isterse istesin bizim bildiğimiz bir tek husus var ki, o da 84 milyonluk bu ülkede yaşayan insanların yüzde 80’i açlık ve yoksulluk sınırının altında bir yaşam sürmektedir.

Buna ilişkin veriler de devletin resmi kurumlarına aittir. Dört kişilik bir aile için açlık sınırı 3.094.- Lira, yoksulluk sınırı 9.931.- Lira ve asgari ücret de 2.825.- Lira ise sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Dolayısıyla, sorun öncelikle demokrasi sorunudur, yönetim sorunudur. Sorun hukuk devleti sorunudur, toplumsal ve milli eğitim sorunudur, bağımsız

ekonomi sorunudur, siyasi yozlaşma ve yolsuzluk sorunudur, yandaş medya sorunudur.

Bu sorunları çözüme kavuşturmadan ülkenin selamete kavuşmasını beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Bugün yaşanan sistematik tıkanmalardan da anlaşılıyor ki, mevcut anayasal zeminde sorunların köklü çözümlere ulaşması bir tarafa, her aşamada bir başka tıkanıklığa sebep olması işleri daha da zorlaştırmaktadır.

Bu sistemi öngören mevcut siyasi iradenin de şimdilik açıkça ortaya sürmese de kendi iç dünyasında bir çıkış yolu arayışında olduğu hissedilmektedir.

Bunun yolu bellidir. Halkın doğrudan ve etkin bir şekilde tüm kesimleriyle yer alabileceği yetkin bir parlamento yapısı ortaya çıkarılmalıdır. Dolayısıyla, suni engellerin tamamı sistemden kaldırılmalı toplumun tümü mecliste temsil edilebilmelidir.

Mevcut haliyle Anayasa, seçmenin yarısından bir fazlasının desteğini alan kişinin yürütmenin başına geçmesine izin veriyor.

Demek ki bütün stratejiler bu kapsamda oluşturulacak politikalarla kurgulanacaktır. Hiçbir siyasi yapı, kendisi dışındaki herhangi bir siyasi yapıyı ya da kesimi görmezden gelemez, yok sayamaz. Bunun aksi, kendisinin yok olması sonucunu doğurur.

Demokratik Sol Parti olarak biz bu anlayışla siyasi arenadaki tüm siyasi partilere bu görüşlerimizi aktarmak, onların da düşüncelerini almak adına kurumsal ziyaretlere başlayacağız. Bu ilişkileri kurgulamanın zamanı geldiğine inanıyoruz.

Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Hiç kimse kendini bu gücün üstünde görme gafletine düşmemelidir. Demokratik Sol Parti 36 yıllık temiz mazisi ve üç kez devlet yönetiminde yer almanın kazandırdığı tecrübesiyle tüm sorunların çözümleri konusunda ürettiği siyasi önerileriyle her an göreve hazırdır.

Bugün için siyasi ve toplumsal kamplaşmanın girdabına sürüklenmiş olsa da halkımız, üstün ferasetiyle en doğru kararı oluşturma becerisini ortaya koyacaktır.

2023 seçimleri sath-ı mailine girilen süreçte mevcut yasal zeminde milliyetçi, vatansever, sol bir parti olarak asil Türk milletine hizmet yolunda en sağlıklı kararları hayata geçireceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır.” şeklinde konuştu.”

Hibya Haber Ajansı

Leave A Reply

Your email address will not be published.